Сарухан Хюнел-Saruhan Hünel-сега в "Araf zamanı" -тема 19 *KY-31*

  • 52 318
  • 739
# 645




Виж целия пост
# 646
Виж целия пост
# 647

Виж целия пост
# 648




Виж целия пост
# 649
Виж целия пост
# 650

Виж целия пост
# 651


Виж целия пост
# 652

Виж целия пост
# 653
в тази серия съвсем забравих, че Али и Назлъ се обичат
Виж целия пост
# 654
Виж целия пост
# 655
Виж целия пост
# 656
Интервю с г-жа Сергин



Скрит текст:
DİZİLERİN UZUNLUĞU SEKTÖRDE GERİLİMİ ARTIRIYOR
17.07.2012 12:37

Fox Tv'de yayınlanan Kaybolan Yıllar, Araf Zamanı, Dinle Sevgili gibi reytingi yüksek birçok dizinin senaristi olan Sergin Akyaz, dizilerin uzunluğundan dolayı sektörde yaşanan gerilimi Marketing Türkiye'ye anlattı...


İşte o röportaj...

Mesleğe nasıl başladığınızı kısaca anlatır mısınız? Üniversitedeyken en büyük hayalim Manajans'da reklam yazarı olarak çalışabilmekti. Çünkü Manajans o yıllarda reklam sektörünün temellerini atan çok değerli insanları barındıran ve "okul" olarak adlandırılan bir yerdi. Eli Acıman ajansın başındaydı, reklam yazarlarına her hafta ders verirdi ve Yavuz Turgul creative direktör olarak yaratıcı departmanı yönetiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra Manajans'ın kapısını çaldım. Uzun uğraşlarla ve kapılarda bekleyerek bu hayalimi gerçekleştirdim. O zaman 21 yaşındaydım ve artık ajansın en genç çalışanıydım. Reklam sektöründe bir süre çalıştıktan sonra (Ogilvy,Love-Adam) tamamen bir iddia üzerine bir dizi senaryosu yazdım. O yıllarda çocuk şarkıcılarla yapılan diziler popülerdi. Reklamcılar dizi sektörüne mesafeli ve önyargılı yaklaşırdı. Bir gece dizi sektöründen tanıdıklarımla çocuk şarkıcılardan birinin dizisini izlerken ne kadar kötü bir iş olduğunu dile getirdim. Arkadaşlarım bana dizi işinin reklamdan çok zor olduğunu, oturduğum yerden yorum yapmanın kolay olduğunu söylediler. En azından daha iyisini yazabileceğimi söyledim ve iddiaya girdik. Bunun üzerine Zeynep isimli bir senaryo yazdım. Senaryoyu bitirdiğimde bu işin yapımcılığını da yapma konusunda ısrarlıydım ama kanallarda hiç bir bağlantım yoktu. O zamanın ünlü yapımcılarından birine gittim, bu işi benim adıma kanala satabileceğini söyledi. Ben de onun sözüne güvenerek krediler çekerek ve büyük bir borcun altına girerek şirketimi kurdum: Base Productions... O yapımcının kanala götürdüğü proje çok beğenildi ancak o verdiği sözü tutmadı ve projeyi kanala kendi adıyla sattı. O kadar zor durumdaydım ki, şirketi döndürebilmek için anlaştığımız şartların çok çok altında işin senaristliğini yapmaya başladım. Dizi Show Tv'de yayına girdi ve çok yüksek ratingler almaya başladı. Ancak o yapımcı bana hiç para ödemedi. O kadar zor günler yaşadım ki, net bir karar aldım: Artık kendi yazdığım senaryoları kendim yapmalı ve yapımcılığın bu şekilde yapılmayacağını piyasa göstermeliydim. O yapımcıdan hakkımı almak için sonuna kadar mücadele ettim, kanallar bana böyle güçlü isimlerle uğraşmamam gerektiğini yoksa sektörde iş yapamayacağımı söylediler ama ben vazgeçmedim. Hakkımı da sonuna kadar aldım. O sıralar da Brave Heart'dan esinlenerek yerli bir kahraman, bir erkek hikayesi yapmak istiyordum. Aynalı Tahir'i yazdım. Star ile görüştüm, proje çok beğenildi. Kanalın Prestij Müzik'le anlaşması vardı, yeni bir erkek şarkıcı çıkarmak istiyorlardı. Alişan'ı önerdiler. Bir şarkıcı dizisi yapmak istemiyordum, projeyi de ona göre kurmamıştım ama o günkü şartlar gereği ilk yapımcılığıma başlayabilmek için kabul ettim. Ben sektör için aykırıydım, 24 yaşındaydım ve yapımcılık yapmak isteyen tek kadındım. Bunun zorluklarını çok yaşadım. Öyle ki Alişan için kanalla toplantı yaptığımızda, toplantı bittikten sonra rahmetli Hilmi Topaloğlu "yapımcı gelmeyecek mi?" diye bir soru sormuştu. Benim olduğumu öğrenince de yüzünün aldığı ifadeyi hala hatırlıyorum. Aynalı Tahir "erkekliğin kitabı yeniden yazılıyor" sloganıyla, bir kadın tarafından 5 yılı aşkın bir süre, gün birincisi olarak yayın hayatına devam etti. Arkasından yeni işlerle hem senaristlik hem de yapımcılık yapmaya devam ettim.

Hem senarist hem de yapımcısınız. Bu zor olmuyor mu? Nasıl bir etkileşim içindesiniz?
Dizi süreleri daha kısayken ve televizyonda çatı bu kadar yükselmemişken çok da zorlanmıyordum açıkçası... Çünkü zaten az uyuyan ve çalışmayı seven biriyim. Ancak dizi süreleri uzadıktan sonra ve ekip sayısı arttıkça; senaryodan uzaklaşıp, sadece yapımcılığa yönelmek istesem de senaryo beni bırakmadı. Hala projelerimi kendim oluşturuyorum. Reklamcılıktan gelen bir alışkanlıkla önce consept sunuyorum. Kanal sıcak bakarsa 3 ya da 4 bölüm senaryoyu ben yazıyorum, sonrasında senaryo ekiplerimden destek alıyorum. Ama her bölümü okur ve en son düzeltimleri gene ben yaparım.

Fox TV’de bir takım projeleriz hala devam ediyor. Ve ortadoğu’da oldukça beğeniliyor. Biraz bu süreçten bahseder misiniz?
Kaybolan Yıllar'ı yaparken yurtdışında Türk dizilerinin bu kadar iş yapacağını hiç birimiz bilmiyorduk. Ortadoğu'ya ilk satılan dizilerden biridir Kaybolan Yıllar... Orada o kadar büyük bir başarı elde etti ki bu işin devamı geldi. Kaybolan Yıllar yaklaşık 38 ülkeye satıldı ve hepsinde de rating rekorları kırdı. Şu an da Fox Tv'de devam eden iki işim var. Birisi Dinle Sevgili... Dinle Sevgili İstanbul'da çekilen ve prime-time da yayınlanan ilk ve tek günlük dizidir. Büyük ve pahalı rakiplerinin karşısında çok iyi iş yapan, kanalı da, beni de mutlu eden bir iştir. Şu an 210. bölümünü çekiyoruz. Araf Zamanı da prime-time yayınlanıyor. Hem erkek hem de kadın kitleyi çeken farklı bir concept'e sahip. Araf Zamanı daha 3.bölümünde Ortadoğu'dan talep gördü. Hatta oradaki kanallar diziyi alabilmek için ciddi bir rekabet içine girdi. Araf Zamanı da, Dinle Sevgili de yurtdışına satıldı. İki işimin de orada çok başarılı olacağına inanıyorum.

Bir senarist olarak hedefleriniz nelerdir? Önümüzdeki dönem projelerinizi anlatır mısınız? Yapımcı olarak sektörden beklentileriniz neler?
Daha farklı işler yapmak istiyorum aslında... Ancak şu anki rating sistemi buna pek izin vermiyor. Türkiye'deki ilk erkek dizisini hayata geçirdikten sonra devamında da bir çok erkek işi yaptım, o yüzden bir süre erkek işi yapmak istemiyorum. Fantastik dizi kişisel olarak çok sevdiğim bir tür... Hatta 2003 yılında Melek isimli doğaüstü güçleri olan bir kızı anlattığım çok da farklı bir iş yapmıştım. Şu an Türkiye'de izleyicinin çocuk kitle dışında fantastik diziye hazır olduğunu çok düşünmüyorum. Bu yüzden bu isteğimi biraz daha erteleyeceğim sanırım. Önümüzdeki dönemde bir gençlik dizisi ve şehirli kadını anlatan, iki farklı dizi projem var. Artık biraz daha kolay izlenir ve eğlenceli işler yapmak istiyorum. Yıllardır hedefim yurtdışında bir şeyler yapabilmek... Çünkü biz burada ne kadar büyük ve ses getiren işler yaparsak yapalım, kendi içimizde devinip duruyoruz ve kişisel olarak bu beni tatmin etmiyor. Bu amaçla Amerika'da bir şirket kurmuştum ve sürdürdüğüm çalışmalarım vardı. Bu yıl orada bir film yapmak için hazırlıklara başlamış bulunuyorum. Fantastik türde bir film olacak ve oradaki dvd pazarına yönelik tasarlandı. Ağustos ayında çekimleri başlayacak ve bir Türk yapımcının orada yapacağı ilk film olacak.

Son dönemde yönetmenler, senaristler, bu denli setlerde yoğun çalışılmasını eleştiriliyorlar. Sizin konuya bakışınız nedir?
Hem senarist hem de yapımcı olarak bu kadar uzun süreli diziler yapılmasını bu işin doğasına aykırı buluyorum. Dünyanın hiç bir yerinde her hafta sinema filmi uzunluğunda dizi yapılmıyor. Gerçekten hepimiz çok çalışıyoruz, kendimizi geliştirmek ya da zaman ayırmak gibi bir lüksümüz asla olamıyor. Aslında bu dediklerim temel birer ihtiyaçken bizim için lüks haline gelmiş durumda. 5 ya da 6 günde 110-120 dakika iş üretiyoruz. Bu sistemin kesinlikle değişmesi gerektiğine inanıyorum çünkü böyle giderse sektör kilitlenecek ve kötü işler üretilmeye başlanacak. Burada ve yurtdışında yakaladığımız ivme de bir anda düşüşe geçecek. Zaten şu anda bile kanallar iyi proje üretilemediğinden şikayetçiler, bu sürelerle devam edersek bundan bir kaç sene sonra yapılan işlerde bu kaliteyi yakalayamayacağız. Ancak dizi sürelerinin düşürülmesi yapımcıların ya da kanalların tek başına becerebileceği bir durum değil. Bu büyük bir sistem ve bu sistemi bu hale getiren tüm parçaların bir araya gelerek her şeyi yeni baştan yeni kurallarla düzeltilmesi gerekiyor.

Bir dönem reklamcılık yaptığınız ve başarılı işlere imza attığınızı biliyoruz. Reklamcı yönünüz bitti mi? Neden bitirdiniz?
Reklamcılık yönüm tamamen bitti. Ben sektörü bıraktığımda reklamcılık çok büyük bütçelerin döndüğü bir alandı, en parlak zamanlarını yaşıyordu. Ama bir o kadar soğuk, mesafeli ve toplumdan kopuktu. Yazarlık yönümü tatmin etmiyordu. Ancak dizi sektöründe başarılı olmama büyük katkısı olmuştur, bunu hiç bir zaman inkar edemem. Çok iyi isimlerle çalışmam onlardan çok şey öğrenmeme neden olmuştur. Ayrıca reklamda her işte ayrı bir hedef kitleye hitap edersiniz, o kitleyi tanırsınız ve her yazdığınız metinde kimliğiniz, cinsiyetiniz değişir. Elinizdeki malı hitap ettiğiniz kitleye satmak zorundasınızdır. Bunlar dizi sektöründe başarılı olmamı sağlamış etkenlerdir. Diğer taraftan da o dünyanın soğukluğu ve samimiyetsizliği de beni sektörden uzaklaştırmıştır.

Son dönemde reklam sektöründe yapılan çalışmaları nasıl buluyorsunuz? Eskisi gibi yaratıcı işler üretilmediğini düşünüyorum. Dikkat çeken ve farklı çok az iş yapılıyor. Yeni yazarların dili çok iyi kullanamadığını ve artık reklam sektörünün de dizilerden beslendiğini görüyorum. Gerek oyuncu, gerekse dramatik matematik olarak diziler şu anda sinemayı olduğu gibi, reklam sektörünü de besliyor. Zaten zamanında birlikte çalıştığım bir çok reklamcı arkadaşım da dizi senaristliği yapıyor artık.
Виж целия пост
# 657


Виж целия пост
# 658

Виж целия пост
# 659






Виж целия пост

Започнете да пишете...

Страница 1 от 1

Общи условия